Ana Sayfa NEWS 2. Türkiye - Afrika İşbirliği Zirvesi Yaklaşırken İlişkilerin Görünümü

2. Türkiye - Afrika İşbirliği Zirvesi Yaklaşırken İlişkilerin Görünümü

E-mail Print PDF

2. Türkiye - Afrika İşbirliği Zirvesi Yaklaşırken İlişkilerin Görünümü

Türk dış politikasının yakın dönemdeki başarı hikâyesi olan Afrika açılımı, ilişkileri kurumsal bir platforma taşımayı amaçlamış ve çok taraflı dış politika anlayışımızın güzel bir örneğini temsil etmiştir. Her ne kadar, 1998 tarihli “Afrika’ya Açılım Eylem Planı” dış politikada eksen kayması şeklinde tenkit edilse ve AB’ye tam üyelik hedefi ile çelişen bir tercih şeklinde yorumlansa da kıtanın en büyük dış ticaret ortağının AB olduğu gerçeğinin dikkate alınmadığı açıktır. Ayrıca söz konusu girişim, zamanlama açısından Çin, Hindistan, Brezilya ve Kore Cumhuriyeti gibi çok sayıda gelişmekte olan ülkenin Afrika’ya açılım politikaları ile de paralellik göstermiştir.

2008 yılındaki “1. Türkiye – Afrika İşbirliği Zirvesi” sayesinde kurumsallaşan ilişkilere paralel olarak diplomatik temsilciliklerin sayısındaki artış, yüksek düzeyli ziyaret trafiği, TİKA’nın kıtadaki faaliyet alanını genişletmesi, THY’nin doğrudan seferleri sayesinde ulaşımın kolaylaşması, ticaret hacmindeki ve yatırım akışındaki gelişmeler, BM’nin kıtadaki barış misyonlarına verilen destekler, eğitim alanındaki burs olanakları ve Türk STK’ların başarı hikâyeleri, olumlu tablonun genel bir özetidir. Nitekim İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Afrika Kalkınma Bankası (AfDB), Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu (UNECA) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2011 yılında “Afrika ve Yükselmekte Olan Ortakları” başlığı altında yayımlanan çalışmada, Türkiye’nin başarısına dikkat çekilmiştir.

Afrika’nın stratejik önemi karşısında, dış aktörlerin yaklaşımlarına bağlı olarak rekabetin çıtası da yükselmektedir. Henüz geçtiğimiz Nisan ayında AB’nin, Ağustos ayında ise ABD’nin gerçekleştirmiş oldukları Afrika zirveleri, en yakın örneklerdir. 2000 yılında Afrika ile 10,5 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip olan Çin ise geçtiğimiz yıl söz konusu tutarı 210 milyar dolara çıkartmıştır. Aynı dönemde Japonya, Hindistan ve Brezilya’nın Afrika’daki etkileri daha fazla hissedilmiştir. 2008 yılındaki zirvenin rüzgârını arkasına alan Türkiye ise 2009 – 2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilirken, kıta ülkelerinin büyük desteğini almıştır. BM’nin kıtadaki barışı koruma misyonlarına lojistik ve finansal destekler sağlayan Türkiye, Afrika ülkelerini yakından ilgilendiren 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu ve 2011 tarihli 4. BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’na ev sahipliği yapmış, 2010 ve 2012 yıllarında Somali’nin yeniden yapılanabilmesi amacıyla iki mühim toplantı organize etmiş, Darfur’daki barış ve kalkınma sürecine destek sağlamak amacıyla Uluslararası Donörler Konferansı’nda Mısır ile birlikte eş başkanlık görevini üstlenmiştir.

2010 yılındaki Kıdemli Memurlar Toplantısı ve 2011 yılındaki Bakanlar düzeyinde bir Gözden Geçirme Konferansı, Afrika ile yeni bir yol haritasını ortaya çıkartmıştır. Zira 2010 – 2014 Uygulama Planı, yeni yol haritası olmuştur. Ancak iç kargaşaya sürüklenen komşu ülke Suriye ile gerginleşen ilişkiler, Afrika mesaisini olumsuz etkilerken, askeri darbe ve sonrasındaki gelişmeler üzerine Afrika’daki en büyük ticaret ortağımız Mısır ile diplomatik ilişkiler maslahatgüzar seviyesine inmiştir.

Bu süreçte, “2. Türkiye - Afrika İşbirliği Zirvesi” öncesi son hazırlıkların gözden geçirileceği İkinci Kıdemli Memurlar Toplantısı’nın planlandığı üzere 2012 yılında yapılamaması, zirve takvimini de aksatmıştır. 2. İşbirliği Zirvesi daha önce üzerinde mutabık kalınan yol haritasına göre, bir yıl gecikmeli olarak önümüzdeki Kasım ayında Ekvator Ginesi’nin başkenti Malabo’da icra edilecektir.

İlişkilerdeki genel tablo karşısında beklentiler yüksek olmakla birlikte, giderilmesi gereken eksiklikler de bulunmaktadır. Bilhassa açılım sürecinden bu yana kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve medya gibi aktörlerimiz arasında ulusal bir ortaklığın tesis edilememiş olması, Afrika politikamızdan daha büyük kazanımlar elde etmemizi engellemektedir. Bu kapsamda, bahsi geçen aktörler arasında periyodik olarak istişare toplantılarının yapılması, mühimdir. Zira Batılı ülkelerin yanı sıra Çin, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler, Afrika kıtasında geniş bir sahada ve çok sayıda aktörle temsil edilmektedirler.

2008 yılındaki zirve sırasında yalnızca 12 Afrika ülkesinde Büyükelçiliğimiz bulunurken, 2013 yılında söz konusu sayı 34’e ulaşmıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında imzalanan kararnamelere göre Kongo Cumhuriyeti, Botsvana, Ruanda ve Benin’e atanması kararlaştırılan Büyükelçilerle birlikte sayı daha da artacaktır. Kıtadaki tüm ülkelerde Büyükelçilik açmayı hedefleyen Türkiye için öncelikli konu, sayıdan ziyade tam teşekküllü Büyükelçilikler olmalıdır. Açılan temsilciliklere bir Büyükelçi ve Üçüncü Kâtip düzeyinde bir temsilci atandığı durumlarda, haklarında çok kısıtlı enformasyona sahip olduğumuz kıta ülkelerinde arzulanan verimin alınabilmesi mümkün değildir. Bahsi geçen ülkelerde çeşitli düzeylerde meslek memurlarının yanı sıra ticaret müşavirlerinin, askeri ve kültür ataşelerinin de bulunması, ilişkilerimizin daha geniş boyutlarda değerlendirilebilmesi için zorunluluk arz etmektedir. Zira ticaret hacmi konusunda yüksek hedefler belirleyen Türkiye’nin 22 kıta ülkesinde ticaret müşavirliği bulunmaktadır. İlişkilerinin boyutu itibariyle, Afrika’nın dış ortakları arasında en çok öne çıkan ülkelerin dahi her ülkede diplomatik misyonları bulunmamakta, buna mukabil mevcut temsilcilikler, ihtiyaçlar ölçüsünde daha donanımlı hale getirilmektedirler.

Yine kıta ülkelerindeki Büyükelçiliklerimizin büyük bölümünün bir web sayfasından yoksun olduğu ya da mevcut sayfaların güncellenmediği görülmektedir. Böyle bir hizmetin sağlanması suretiyle ilgili ülkeler hakkında pratik bilgilere, yatırım koşullarına ve güncel bir takım gelişmelere yer verilmesi mümkündür. Daha da ötesi, Türkiye – Afrika ilişkilerine dair temel bilgileri ve güncel gelişmeleri tek çatı altında toplayacak bir web sitesinin oluşturulması, arzu edilen bilgilere ilk elden ulaşım kolaylığı sağlayacaktır.

Türkiye’nin 2008 yılında kabul edildiği Afrika Kalkınma Bankası Grubu’na üyeliğinin beş yıl gecikmeli de olsa 29 Ekim 2013’de resmiyet kazanması, müteahhitlik sektörü başta olmak üzere bölgede faaliyet göstermekte olan Türk şirketlerine yeni iş imkânları sunacaktır. Nitekim Türk firmaları, bundan böyle kıta ülkelerinde, kurum tarafından finanse edilecek projelerin ihalelerine katılabileceklerdir.

Ulaştırma alanında THY’nin Afrika ülkelerine doğrudan sefer sayılarını her geçen gün arttırması, Türk firmalarına kolay, düşük mâliyetli ve hızlı nakliye olanaklarının sunulması adına olumlu bir hizmettir. Hava taşımacılığında olduğu gibi deniz taşımacılığında da benzer bir hamlenin başlatılması yerinde olacaktır. Afrika’nın toplam dış ticaretinin %90’dan fazlasını deniz yolundan yapması ve denizcilik sektörünün, Türkiye’nin deneyimli olduğu sektörlerin başında gelmesi, yeni ticaret fırsatlarının yaratılması adına önemlidir.

Türk yatırımcılar tarafından kurulan ve işletilmekte olan özel ekonomi-sanayi bölgelerinin henüz Afrika’daki tek örneği Mısır’da bulunurken, Gana, Kamerun, Nijerya, Etiyopya ve Sudan’da sürdürülmekte olan çalışmaların sonuçlandırılmasıyla birlikte Türk firmalarının buralarda yatırımlara yönelmeleri mümkün olacaktır.

Afrika ile ekonomik ve ticari ilişkilerimize ivme kazandıracak serbest ticaret anlaşmalarının ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaların imzalanmasında ise yetersiz kalınmıştır. Bugün itibariyle yalnızca dört kıta ülkesi ile Serbest Ticaret Anlaşmamız (STA) mevcutken, yedi ülke ile çifte vergilendirmenin önlenmesi konusunda anlaşmamız bulunmaktadır. Kıta içi ticaret hacmini arttırmayı, yerel endüstrilerini kurmayı, temel gıda ve tüketim malzemelerini üretmeyi arzulayan Afrika ülkeleri, STA’ların ulusal kalkınma girişimlerini olumsuz yönde etkileyeceği gerekçesiyle konuya mesafeli yaklaşmaktadırlar. Bu tablo karşısında, Afrika ekonomisine yön vermekte olan COMESA, EAC, ECOWAS ve SADC gibi topluluklarla STA müzakerelerinin başlatılması, bir zorunluluk haline gelmiştir.

Afrika ile ticaret hacmimize dair ulaşılabilir hedeflerin belirlenmesi de mühim bir husustur. Yakın dönemde alınan önemli mesafelere karşın, konulan hedeflerin bir hayli uzağında kalınmaktadır. Sözgelimi 2008 yılında dönemin Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, 2012 yılı için Afrika ile 50 milyar dolarlık ticaret hacminin hedeflendiğini belirtmiş olsa da söz konusu yıl gerçekleşen ticaret hacmi, 23 milyar dolar düzeyinde olmuştur. Eski Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise 2013 yılının başındaki Gabon ziyareti sırasında 2015 yılının sonunda Afrika ile ticaret hacmindeki hedefi 50 milyar dolar olarak açıklamış ve bu konuda kararlı olunduğunu vurgulamış olsa da 2013 yılının sonundaki ticaret hacminin 23,4 milyar dolar olması, mevcut şartlar altında söz konusu hedefin yine uzağında kalınacağına ilişkin dair güçlü bir izlenim oluşturmaktadır.

Diğer sivil aktörlerin yaklaşımlarına bakıldığında, Afrika’ya yardım götürmelerinin yanı sıra kalıcı projelere imza atmakta olan Türk STK’lar, Türkiye’nin kıtadaki olumlu imajını desteklemektedirler. Bununla birlikte, kıtanın gündeminde geniş yer tutan güvenlik, göç, çevre, enerji, kadın ve çocuk hakları gibi sahalarda çalışmalar yapacak kuruluşların varlığına gereksinim duyulmaktadır. Üniversite ve medya gibi diğer ulusal aktörler ise Afrika ile stratejik ortaklık sürecine somut katkı sağlamaktan henüz uzaktırlar.

Afrikalı öğrencilere, sunulan burs fırsatlarına karşın, Türk üniversiteleri özellikle Sahra altı Afrika’ya oldukça yabancıdırlar. Mütevazı sayıdaki akademik yayınlar ise daha çok bireysel çabalara bağlı olarak üretilmekte ve ihtiyaçların karşılanmasında yetersiz kalmaktadır. Akademik personelin de kıtaya ilgisinin sınırlı olması, Türk öğrencilerin, Afrika araştırmalarına yönelmelerini güçleştirmektedir. Ayrıca ülkemizde eğitim almakta olan Afrikalı gençlerle sağlıklı bir iletişim tesis edilememektedir. Doğru planlamalar sayesinde söz konusu öğrencilerden akademik ilişkileri geliştirecek türden projelerde istifade edilmesi, ülkelerine dönüş yapanlarla iletişimin sürdürülmesi amacıyla genel bir bilgi bankasının oluşturulması, Afrika’da nitelikli işgücüne ihtiyaç duyan Türk yatırımcılarına da yardımcı olacaktır. Bugün itibariyle, yerel yönetimlerin ellerinde Afrikalı göçmenlere dair hiçbir envanter bulunmazken, bu yönde hazırlanacak projeler sayesinde göç konusu üzerine yoğunlaşılması ve araştırmaların zamanla derinleştirilmesi, faydalı olacaktır.

Yazılı ve görsel basın ise 2012 yılında icra edilen Türkiye – Afrika Medya Forumu ve yine aynı yıl kurulan medya platformuna karşın, Afrika’nın potansiyelini Türk kamuoyuna yansıtamamaktadır. Yalnızca kıta ülkelerinde yaşanmakta olan olumsuz gelişmelerin üzerinde durulurken, kıtadaki olumlu gelişmeler ve başarı hikâyeleri gündemde yer bulamamaktadır. Üstelik aktarılan gelişmeler, Batılı haber ajanslarının değerlendirmelerinden oluşmaktadır ki, söz konusu kaynakların Afrika’daki gelişmeleri kendi ülkelerinin ulusal menfaatleri doğrultusunda çok farklı yorumlayabildiklerine sıklıkla tanıklık edilmektedir. Oysaki medyanın ilişkilerde ne denli aktif bir rol oynayabileceği 2011 yılının yazında Somali’de yaşanan kuralık felaketi sırasında açıkça görülmüş ve Türk toplumu, yardımseverliğe öncülük eden tutumu sayesinde tüm dünyanın takdirini toplamıştır.

Kamu yayıncılığı yapmakla görevli kuruluşumuz TRT’nin web ve radyo yayınlarına, Afrika’da yaygın olarak kullanılan Hausa ve Swahili dillerini eklemesi, devletin Afrika politikası ile ne kadar tutarlı ise hazırlanan haber programlarında yalnızca Afrika’daki olumsuz gelişmelerin işlenmesi de bir o kadar tutarsızlık arz etmektedir.

Özetle, Suriye başta olmak üzere son iki yıldır dış politika önceliklerine bağlı olarak Afrika’daki Türkiye rüzgârının hafiflediği hissedilirken, Kasım ayındaki zirve toplantısı yeni bir fırsattır. Fakat zirveden bağımsız olarak, ülkemizdeki ulusal aktörler arasında yakın bir ortaklık tesis edilememesi ve görünürdeki mevcut eksikliklerin asgari düzeye indirgenememesi durumunda, Afrika ile “stratejik ortaklık” düzeyinde tanımladığımız ilişkilerden kazanımlarımızın sınırlı kalması, kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

 

Ufuk Tepebaş

http://www.ufuktepebas.com/ikinci-turkiye-afrika-isbirligi-zirvesi-iliskilerin-gorunumu/

 

Last Updated ( Saturday, 13 September 2014 23:33 )  

 

Announcements

1. The 6th Think Tanks Forum of Islamic Countries convened in Islamabad during 6-8 March, 2015. The Forum was hosted by The Turkish Asian Centre for Strategic Studies (TASAM), The Pakistan Senate Defence Committee, Pakistan China Institute and the Konrad Adenauer Stiftung (KAS). The Forum had broad representation from various parts of the Muslim world and the 6th Islamic Think Tank Forum decided some new, landmark initiatives to institutionalize the Forum as the principal platform for intellectuals, thinkers, opinion leaders and heads of the think tanks of Muslim countries.

2. The Forum wishes to thank the President of Pakistan, H.E. Mamnoon Hussain, the Adviser to Prime Minister on Foreign Affairs and National Security, Mr. Sartaj Aziz and the Chairman of the Senate of Pakistan, Senator Syed Nayyer Hussain Bokhari for graciously accepting the invitation to address the Forum, especially lending prestige and strength to this important global conference.

3. The Forum decided that in the 21 st Century, which is seeing shift in the balance of economic and political power away from the West to the East with the "battle of ideas" predominant, it is important that the Think Tanks Forum play the role of a bridge between cultures, countries and continents. Hence, it was decided to change its name from Islamic Think Tanks Forum to the World Islamic Forum (WIF).

4. The World Islamic Forum will also promote a narrative of Islam based on realities on the ground and the facts as the exit, namely, presenting and promoting Islam as the religion of peace, harmony, balance, tolerance and coexistence.

5. The World Islamic Forum would also develop an outreach to communities and countries outside the OIC as well so that there are partnership and coalitions developed on common platforms in the current geo-political scenario.

6. The Forum participants condemned extremism and terrorism in all its forms and manifestations and clearly state that terrorism has no religion, caste, creed or colour. The fight against terrorism and militancy is in fact a struggle to reclaim the rightful legacy and the essence of Islam which was clearly enunciated by the Holy Prophet (PBUH), both in his teachings as well as actions under his leadership.

7. The Forum also condemned Islamophobia emerging in certain European countries and urges that it should be considered a crime similar to anti-Semitism under existing laws of various countries of Europe.

8. The Forum reaffirmed its commitment to uphold the equality of all persons, irrespective of religion, gender, caste, colour or creed and termed any discrimination against any ethnic group or community or violence on the basis of hatred, prejudice and bigotry or hate speech as a crime against humanity.

9. The Forum also rejected any threat or use of force to resolve issues and said international law and the UN Charter are paramount and the forum supports the inviolability of existing state borders and frontiers of all countries.

10. The Forum also supports durable peace, stability and security with the resolution of long standing disputes in various regions including Palestine, Kashmir, Cyprus and Nagorno Karabagh.

11. The Forum seeks promotion of regional economic cooperation, particularly in the field of education, energy, education and economy as well as the establishment of infrastructure and mechanisms that help in bringing out the best of the creative talent of people especially the youth and women of various countries who are in the vanguard of much -needed change and reform in Muslim society.

12. The Forum urges Muslim regimes and leaders to bridge the gap between elite and street by involving civil society and providing equality of opportunity to promote fundamental rights.

To institutionalize the World Islamic Forum as the voice of Muslims intellectuals, opinion leaders and thinkers, the World Islamic Forum decided on the following institutional mechanisms:

a) A permanent 5 -person Steering Committee to be formed to coordinate the activities of the Forum and to develop an institutional voice with civil society organizations, NG0s, think tanks and academia in different parts of the world as well as deciding on the agenda and activities of the World Islamic Forum annual conferences.

b) The Wiseman Board of the Islamic Forum should be renamed as the Eminent Persons Group (EPG) of the World Islamic Forum.

c) The international secretariat of the World Islamic Forum be hosted at Istanbul with TASAM while the regional secretariat for Asia be established at Islamabad hosted by the Pakistan China Institute as well as in other regions of the world.

d) The World Islamic Forum activities will include a dynamic and interactive website in the English, Turkish, Arabic and French languages, preparation of research reports and studies on issues facing the Muslim Umma and participation at various international conferences which concerns the Muslim World.

e) Istanbul Islamic Awards are a welcome development and these should be an annual feature.

f) World Islamic Forum decided to hold a 'Muslim Women's Summit' in Kuala Lumpur in September 2015.

g) World Islamic Forum decided to convene its next conference in Tehran, Islamic Republic of Iran in 2016.

The Forum concluded with a vote of thanks to the hosts of the Forum in Islamabad especially the Pakistan China Institute, the Pakistan Senate Defence Committee, TASAM and the KAS for hosting what turned into an historic event that will go a long way in winning the "battle of ideas" and presenting a positive narrative about Islam and Muslims that is badly needed in the present times.


6-8 March 2015, Islamabad


Please click to download the Declaration..


Please click here for more details.